<?xml version='1.0' encoding='UTF-8' ?>
<rss version='2.0'>
<channel>
<title>panhaema.com</title>
<link>http://panhaema.com</link>
<description>Her yer kanla kaplı...</description>
<language>tr</language>
<generator>panhaema.com rss robotu v1.7 (MetaCat)</generator>
<item>
<title>Sürü</title>
<link>http://panhaema.com/132</link>
<comments>http://panhaema.com/132#yorumlar</comments>
<pubDate>Mon, 26 Nov 2007 19:18:29 +0300</pubDate>
<description>
<![CDATA[<p>
Bakış a&ccedil;ısı kadar &ouml;nemli bir şey daha yok şu yaşamda. &Ouml;yle bir bakarsınız ki hayata, her şey bir oyundan ibaret oluverir. Ya da &ouml;yle bir bakarsınız ki yaşadığınız her an, beyninizdeki depremlerden ibaret olur... 
</p>
<p>
Kim aksini kanıtlayabilir ki kollektif bir sanrının:&nbsp;Bilen olduğunu sanmak, ahlaklı olduğunu sanmak, modern olduğunu sanmak, inanan olduğunu sanmak, ırk olduğunu sanmak, devlet olduğunu sanmak. Ve daha bir s&uuml;r&uuml; şeyi sanmak... Tamamen kollektif bir bakış a&ccedil;ısının&nbsp;portresi değil mi sizce? Daha da acısı; kollektif zekanın, fevkalade geri zekalı olduğunu d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;rmez mi kimseye? 
</p>
<p>
Hayattaki yeriniz, hayata bakışınızla ilgili. &Ouml;yle bir bakarsınız ki hayata, yıllar sonra ger&ccedil;ekleşecek sosyal evrimleri bug&uuml;nden&nbsp;yaşarsınız. &Ouml;yle bir bakarsınız ki toplum, s&uuml;r&uuml;d&uuml;r; ayrılmaya başlarsınız... &Ouml;yle bir bakarsınız ki yaşamın kendisi sanal bir şeydir zaten, sadece internetin kendisi değildir &quot;sanal alem&quot;... 'Nedensellikle a&ccedil;ıklayamayacağı şeyler i&ccedil;in, aptalca tabulara itilmeyi hazmedemeyenlerdir yaşayanlar' der bir ses. Kopmaya başlarsınız s&uuml;r&uuml;den...
</p>
]]>
</description>
</item>
<item>
<title>Lovefest olsun, olmazsa FSF için F...fest olacak...</title>
<link>http://panhaema.com/128</link>
<comments>http://panhaema.com/128#yorumlar</comments>
<pubDate>Sun, 09 Sep 2007 15:33:50 +0300</pubDate>
<description>
<![CDATA[<p>
<a href="http://www.oreillynet.com/pub/au/3039">Noah Gift</a>, <a href="http://www.oreillynet.com/onlamp/">ONLamp</a>'de <a href="http://www.oreillynet.com/onlamp/blog/2007/09/opensolaris_vs_gnulinux_deathm.html">dem vurmuş</a>; bir d&ouml;nemin en <a href="http://blogs.sun.com/jonathan/entry/one_plus_one_is_fifty">ilgi</a> <a href="http://lkml.org/lkml/2007/6/12/232">&ccedil;eken</a> tartışmasından.
</p>
<p>
<br />
<img src="http://panhaema.com/uploads/vervet.jpg" border="0" alt="Vervet Maymunu" title="Vervet Maymunu" width="105" height="105" align="left" />Tartışmanın i&ccedil;eriği <a href="http://people.fluidsignal.com/~luferbu/misc/Linus_vs_Tanenbaum.html">Tanenbaum vs Linus</a> kadar eğlenceli olmasa da, (ne zaman g&ouml;z&uuml;m ilişse, oturduğum yerdeki pozisyonumu korumakta zorlanırım) 'ilgin&ccedil;'. Tek kelimeyle ifade edebiliyorum sadece; a&ccedil;ık&ccedil;ası benim de kafam karıştı, Konuyu algılamak ve mantıklı hareket etmek, g&ouml;ky&uuml;z&uuml;nde Ay'ı bulmak kadar kolayken, kollektif zekanın bazen pek de 'parlak' bir şey olmadığına kanaat getiriyor insan... Seleksiyonun &ouml;nemi ortaya &ccedil;ıkıyor... Yine de, Vervet maymunlarının, yiyecek i&ccedil;in fahişelik yaptıklarını &ouml;ğrendiğimden beri (<a href="http://webarsiv.hurriyet.com.tr/2001/08/21/18507.asp">baya olmuş be</a> [*]), artık &ccedil;ok az şeye şaşırıyorum <img src="http://panhaema.com/emotions/smiley-smile.gif" border="0" alt="Smile" title="Smile" /><br />
</p>
<p>
Solaris'le tanışıklığım &ccedil;ok eski olmasa da neden y&ouml;netilebilirlik ve g&uuml;venlik anlamında tek ge&ccedil;ildiğini anlayabilecek kadar uğraştım kendisiyle...<br />
<br />
Umarım bu bağlamda, s&ouml;z konusu g&uuml;ndem; kutuplaşmamalara yol a&ccedil;maktansa, birleşmelere neden olur. Solaris gibi bir g&uuml;c&uuml;, karşıya almak, tam bir aptallık olur.
</p>
<p>
İyi ki aklı başında insanlar da var bu d&uuml;nya da... [<a href="http://ianmurdock.com/">1</a>][<a href="http://www.opensolaris.org/os/project/indiana/">2</a>] 
</p>
<p>
[*] O d&ouml;nem, bir arkadaşım bunu okuduktan sonra din değiştirmişti. Ulan ne g&uuml;nlerdi be eheheha 
</p>
]]>
</description>
</item>
<item>
<title>Yeteri kadar varsa, parayla da saadet olur....</title>
<link>http://panhaema.com/120</link>
<comments>http://panhaema.com/120#yorumlar</comments>
<pubDate>Thu, 19 Jul 2007 20:38:34 +0300</pubDate>
<description>
<![CDATA[<p>
Ortaokul yıllarında ilkel komünal toplulukların nasıl olupta kollektif zekaya büründüklerini merak ettiğim günleri hatırlıyorum. Öyle durup dururken bu soruları kendime sormuyordum, merak ettiğiniz buysa. Maymunlar Cehennemi ve Flash Gordon izlerken daha çok... O dönemde iktidar ve yönetim sistemleri fena halde ilginç geliyordu. Sosyal anlamda hiyerarşik denklik, humanizmanın zirversiydi benim için. Soğuk doğu ülkelerinden esen rüzgarları içime çekmek keyifliydi ama çok geçmeden soğuk algınlığı geçirmiştim. Herhalde hayatımın evrilişiyle de ilgisi olan bir konudur. "Hiç", "kurgu" ve "karanlık" gibi kelimeler benim için çok önemli olmuştur hayat boyu... <br />
<br />
<img src="http://panhaema.com/uploads/dsc01274-1.jpg" border="0" alt="Trampet ve siyah bayraklar" title="Trampet ve siyah bayraklar" width="384" height="288" align="left" />Üniversite yıllarında ise, yanan siyah bayraklar gördüm. "Daha güzel bir dünya için batsın bu dünya" sloganını, cezaya kaldığı sınıfın tahtasına yazan Bart Simpson posterleri gördüm. Sloganlar atmadan önce, "dersten geçmek" dışında bir amacı olmayan öğrencileri ansızın çıkışlarıyla ürperten ve korkanları ayıran, trampet sesleri duydum. sadece trampet çalan iki gencin, 2000'den fazla insanı korkutabildiğini gördüm. Çünkü arkasından, bir grup insan tartaklanacaklarını bile bile, kimselerin söylemeye cesaret edmediği şeyleri söylüyordu. Sabırla, korkmadan, defalarca... Bu kararlılığın, bedelini sloganlara katılanlar ödese de, korkusunu çeken onlar değildi en azından. Onların geleceğini haber veren trampetler, mülayim öğrencileri korkuturdu ekseriyetle... Evet bana da dokunaklı, ama aynı zamanda da eğlenceli bir fransız filmi gibi geliyordu o zamanlar.<br />
<br />
Yönetime yaklaşımı hayatının her döneminde isyan sesleriyle şekillenen biri olarak hala daha devlet kavramının insan doğasına uygun olmadığını düşünüyorum... Ahlak normlarına endeksli standartları, onları oluşturanları ve gözetenleri salaklıkla suçluyorum. Sadece keyifli ve huzurlu bir yaşam istiyorum. Toplumsal tabuların yok olmasını istiyorum hatta... İnsan hayatının önemsenmesini istiyorum...<br />
<br />
Aslında bu günlük girdisinin konusu neden oyumu genç partiye vereceğim olabilirdi. Ama konu benim için biraz daha önemli: Şu an sosyal anlamda ne durumdayım? Toplumun dışında kalmak isterken, toplumun saygı duyduğu statülere yükselmek için ne yaptım? 
</p>
<div style="text-align: center"><center>
<img src="http://panhaema.com/uploads/aut_0127-1.jpg" border="0" alt="OLMAYA DEVLET CİHANDA!" title="OLMAYA DEVLET CİHANDA!" width="560" height="420" />
</div></center>
<p>
Haftanın 6 günü sabah 6 da kalkıp işe gidiyor ve en erken akşam 6'da eve dönüyorum (eğer akşam bu saatlerde eve dönmeyi başarabilirsem kendimi iyi hissediyorum). Son 4 ay'da arabamı ikinci kez değiştirdim (Nissan Micra aldım, Opel Corsa maceramın ardından). Birikim yapmaya çalışıyor ve geleceğimle ilgili yatırımlara göz atmayı planlıyorum şu sıralar. Toplumsal anlamda, eşe dosta uzuuun uzun anlatılabilir şeyler bunlar. Arkadaş ortamında da muhabbeti en az 1-2 ay taze tutabilecek konular... Benim seçmediğim bir yaşamsal yaklaşıma ne kadar da adapte olmuşum. Acaba özümü mü kaybetmişim? Kendimi mi unutmuşum? <br />
<br />
Bana dün sorulduğunda da bugün de ve hatta yarın sorulduğunda da hayata karşı duruşum hala daha "kurgusal", "karanlık" ve bireysel özgürlüklerin maksimum düzensizliğe özlemiyle örülü... Özel hayatım böyle şekilleniyor... İçine girdiğim elbiseyi çok sevmiyorum ve bir fırsatını bulduğumda üstümden atacağım. <br />
</p>
<div align="center">
Peki neden hemen atamıyorum?<br />
<br />
Para = Güç<br />
Güç = Konforlu yaşam<br />
<br />
Konfor nedir?<br />
<br />
Dilediğin gibi olması lüksüdür.<br />
<br />
O zamana kadar...<br />
</div>
<p>
Yeterince tecrubesizken, oportonist ilan etmek daha kolay geliyordu. Şimdi biraz daha zor (dikkatinizi çekerim "biraz"). Yaşlandıkça, umutlar ve arzular, uygun anları bulmak için yatılan pusulara dönüyor. Yeterince dinlenebildiyseniz pusuya yattığınız yerde, o zaman bir şansınız oluyor arzularınız için ve tabi ki umutlar için de...<br />
<br />
O zamana kadar yeterince para kazanıp, parayı ortadan kaldırmak için bu paryı kullanacak bir şirket hayal ediyorum sadece... Dünya tarihinin en büyük paradoxuna hoşgeldiniz, şeklinde bir lansman da bekliyorum kendilerinden...<br />
<br />
Oyumu da Genç partiye vereceğim ki, Cem Uzan iktidar olup 3 vakte kadar ekonomiyi ve siyaseti çökertsin... Eğer böyle bir şey olursa, sistem karşıtı gruplar kendisini idol olarak bile hatırlayabilir <img src="http://panhaema.com/emotions/smiley-cool.gif" border="0" alt="Cool" title="Cool" /> 
</p>
<p>
Sadece yaşam konforu... Sadece bu... Bir de ormanla sahilin birbirine girdiği bir kumsalın üstündeki evin balkonunda güneşlenirken akşamüstü, yanımda yatan o hoş hatun (BSG'den hatırlayalım: Caprica ve Gaius Baltar)...
</p>
]]>
</description>
</item>
<item>
<title>6 milyon satır ve £100 felsefesi</title>
<link>http://panhaema.com/116</link>
<comments>http://panhaema.com/116#yorumlar</comments>
<pubDate>Sun, 10 Jun 2007 13:35:44 +0300</pubDate>
<description>
<![CDATA[IBM developerWorks makalelerine yeni eklenen "<a href="http://www.ibm.com/developerworks/linux/library/l-linux-kernel/index.html">Anatomy of the Linux kernel</a>" gerçekten de ilgi çekici ayrıntılarla dolu. <br />
<br />
<div style="text-align: center"><center>
<img src="http://panhaema.com/uploads/sloc.jpg" border="0" alt="SLOC" /> 
</center></div>
<p>
Son zamanlarda dikkatimi fazlasıyla cezbeden <a href="http://laptop.org/">OLPC</a>, özel sektör sayesinde tam bir fiyasko görünümüne büründü. En son 100$ kurtarmaz, 175$ yapalım bakalım olacak mı derken; ASUS, dalga geçercesine, şahane bir laptop modelini bu fiyattan satacağını duyurdu... Hem de 3 ve 1 nolu dünyaları birbirinden ayırmadan, sahip olmak isteyen herkese. 900 gr ağırlığında olduğu, 15 saniyede açılan bir özel-linux ile geleceği <a href="http://www.pcpro.co.uk/news/114773/asus-stuns-computex-with-100-laptop.html#">söyleniyor</a>.<br />
<br />
Bir kez daha özel sektör, akademik bir girişimi tokat manyağı yaptı. Huzurluyum, çünkü zaten böyle olması gerekiyordu... Dünyayı, iyi niyetli, ütopik yaklaşımların değil; agresif üretim bantlarının yönettiği düşüncesi bir kez daha perçinlendi. 
</p>
<p>
Taaa üniversite amfilerinde uyuklarken (o zamanlar MBA gibi atraksiyonları akıl sır almazdı), keşfettiğim (sanırım söz konusu amfinin bilim tarihi kürsüsüne ait olmasıyla bir ilgisi var) Martin Heidegger'in batı metafiziğine, enine boyuna giydirip, yerine giyecek bir elbise bulamaması gibi, her ne kadar ağır eleştirilere marus kalsa da, bilim - ekonomi ikilisinde akademik anlayışların yeri yok. Hatta yatacak yerleri bile yok, uluslararası yatırımlar varken. Mesela şimdi kim çıkıpta, Google'ınkinden daha iyi indeksleme algoritmaları ortaya koyabilir? Koysa da küresel cemiyet kendisini dikkate alır mı? Yoksa Google'ın yeni geliştirdiği takvim uygulamarını mı daha ilginç bulur? Dahası o kimse bunu yapmadan, Google kendisini satın alır mı? 
</p><center>
<div style="text-align: center">
<img src="http://panhaema.com/uploads/mario_billm.jpg" border="0" alt="Bildiğimizi sandığımız şeylerin, bilmediğimiz yönleri... BAAAH!" title="Bildiğimizi sandığımız şeylerin, bilmediğimiz yönleri... BAAAH!" width="660" height="498" /></center>
</div>
<p>
Üniversite amfilerinde uyuklamayı bıraktığım sıralarda (aradan bir kaç yıl geçmişti tabi), Michel Foucault, "iktidar her yerdedir" derken, ben Heidegger'i yanlış anladığımı farkettim, ortada batı metafiziği falan yoktu ki aslında... Aslında her şey "estetik" ile ilgiliydi... Böyle okuyup, anlayıp ama yıllar sonra kavrayabildiğim(i sandığım) bir kaç filozof daha var. Yaşamı tecrube etmeden düşüncelerini gerçekten kavramak imkansız olan; mesela Jacques Derrida... Bir üzüntüm var, sanırım kriz felsefesini anlamak için çok geç kaldım... Ömrümün geri kalanının buna yeteceğinden emin değilim <img src="http://panhaema.com/emotions/smiley-wink.gif" border="0" alt="Wink" title="Wink" /><br />
<br />
Ömrünün ortalama %40'ı bitmiş biri olarak, bu bağlamda yeni bir şoku kaldırabileceğimden pekte emin değilim, o yüzden ASUS bana huzur verdi... <br />
<br />
* Başlıkta geçen 6 milyon satır, 2.6 serisi çekirdeğin sahip olduğu satır sayısıdır. Satır sayıları ilginizi çekiyorsa <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Source_lines_of_code">buradan</a> buyrun. 
</p>
]]>
</description>
</item>
<item>
<title>3 gün, günde 1 saat ubuntu</title>
<link>http://panhaema.com/115</link>
<comments>http://panhaema.com/115#yorumlar</comments>
<pubDate>Wed, 06 Jun 2007 13:34:57 +0300</pubDate>
<description>
<![CDATA[<p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal">
<font face="Times New Roman" size="3">Ne mutlu bana ki evde ufak bir makina parkım var. Genellikle deneysel takıldığım bu ortam, son zamanlarda çevresel şartlarla değişmek zorunda kalsa da (squid server: 4gb cache; <a href="http://www.internetime-dokunma.com/">bkz</a>) yine de bana ait ;)</font> 
</p>
<font face="Times New Roman" size="3"> </font> 
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal">
<font face="Times New Roman" size="3">Bu parkın en yaşlı üyesi Xubuntu LTS ile çalışmakta ve sadece internet ortamlarına akmaya yaramaktaydı. Ta ki geçen Pazar yerimde duramayıp, kendisini 7.04 yapmaya karar verene kadar…</font> 
</p>
<font face="Times New Roman" size="3"> </font> 
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal">
<font face="Times New Roman" size="3">Kısaca ön bilgi vereyim: Tüm yükseltme prosedürü başarıyla tamamlanmış görünüyordu. makineyı yeniden başlattığımda çekirdeğin kök dosya sistemini bağlayamayıp beni busybox’a attığını fark etmem ile olaylar gelişti…</font> 
</p>
<font face="Times New Roman" size="3"> </font> 
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal">
<font face="Times New Roman" size="3"><strong>1. gün:</strong> Elim olay henüz gerçekleşmişti. Grub’daki UUID yerine /dev/hda1 yazarak işe başladım. Zaten UUID mevzusuna pek ısınamadım henüz. Önce çekirdekten şüphelendim. Bu gibi durumlarla karşılaşma ihtimalinde ötürü dist-upgrade sırasında genellikle eski çekirdeği korumayı yeğlerim. Bu sefer de öyle yapmıştım. Fakat eskisi de yenisi de aynı yerde aynı hatayla süreci kesiyordu. Çekirdeğe dair şüphelerim, mucizevi bir şekilde son bulmuştu. Artık initramfs’den şüpheleniyordum!</font> 
</p>
<font face="Times New Roman" size="3"> </font> 
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal">
<font face="Times New Roman" size="3">Knoppix ile makineyı açıp (Ubuntu Live CD’leri de aynı hatayı yapıyordu) chroot ile kök dosya sistemini bağladım. Gusty, edgy ve Debian Sid depolarından çeşitli initramfs-tools sürümleri denedim. <a href="http://yaird.alioth.debian.org/">Yaird</a> ile initramfs-tools’u değiştirdim. Olmadı…</font> 
</p>
<font face="Times New Roman" size="3"> </font> 
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal">
<font face="Times New Roman" size="3"><strong>2. gün:</strong> Biraz google araştırması yaptım, piix modülünü yüklemek işe yarıyor diye okudum ve uyguladım. Olmadı… Aslında alternate cd’si ile kurulum yapıldığında bu tür bir problemin yaşanmadığından da söz ediliyordu ama. Bu kadar vakit kaybına tahammül edemezdim. Bu makinenın işlemcisi<span>  </span>sadece 233 mhz! </font>
</p>
<font face="Times New Roman" size="3"> </font> 
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal">
<font face="Times New Roman" size="3"><strong>3. gün:</strong> <a href="http://www.damnsmalllinux.org/">DSL</a> kullanmaya karar verdim. Bu kararın verdiği huzurla, zihnim açılmış olsa gerek çok basit bir modül kombinasyonunu denemediğimi fark ettim. Busybox a düştükten sonra:</font> 
</p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal">
 
</p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal">
<font face="Times New Roman" size="3"></font>
</p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal">
<font face="Times New Roman" size="3"><em>modprobe ide-disk</em></font> 
</p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal">
<font face="Times New Roman" size="3"><em>modprobe ide-generic</em></font> 
</p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal">
<font face="Times New Roman" size="3"><em>Ctrl+D</em></font> 
</p>
<font face="Times New Roman" size="3"> </font> 
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal">
<font face="Times New Roman" size="3">İle sistemi açmayı başardım. Fakat sorun bu kadar değildi. Bunu her seferinde elle yapamayacak kadar rahat bir bireyim. /etc/initramfs-tools/modules e elle yüklediğim modülleri ekledim ve yeni init’i şu şekilde oluşturdum: </font><br><br>
</p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal">
<font face="Times New Roman" size="3"></font>
</p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal">
<font face="Times New Roman" size="3"><em># update-initramfs –u</em></font> 
</p>
<font face="Times New Roman" size="3"> </font> 
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal">
<font face="Times New Roman" size="3">Her şey yolundaydı. Bu 3 günlük deneyim sırasında bazı fikirler belirdi, şöyle:</font> 
</p>
<font face="Times New Roman" size="3"> </font> 
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal">
<font face="Times New Roman" size="3">Bence tüm Linux dağıtımları her sürümleri için bir destek bitimi tarihi yayınlamalı. Nasıl olsa bedava, yükseltin yaklaşımını doğru bulmuyorum. Kullanıcı sürüm yükseltme süresini destek süresinin sonunu bilerek ayarlayabilmeli. Yeni sürümler çıktığında, yükseltmeme kararı verebilmeli ve buna rağmen desteklenmeli. Ubuntu’nun yaklaşımı bu bağlamda çok makul. Örneğin LTS, 2006-2009 aralığında destek sunuyor. Bir işletim sisteminin kullanıcı uzayında en önemli prestij kaynaklarından biridir destek. Açık ya da kapalı, yükseltmemeyi tercih etmesine rağmen, desteklenen ve güvenliği için çalışılan bir bir işletim sistemini kullanmak her aklı selim bireyin varacağı son noktadır diye düşünüyorum.</font> 
</p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal">
<font face="Times New Roman" size="3"></font>
</p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal">
<font face="Times New Roman" size="3"></font>
</p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"><br>
<font face="Times New Roman" size="3">Ben 2009’a kadar desteklenecek bir sistemi neden yükselttim?</font> 
</p>
<font face="Times New Roman" size="3"> </font> 
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal">
<font face="Times New Roman" size="3">Karşı soru: Depresyondaki hanımlar neden saçlarıyla uğraşırlar?</font> 
</p>
<font face="Times New Roman" size="3"> </font> 
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal">
<font face="Times New Roman" size="3"><img src="http://panhaema.com/emotions/smiley-laughing.gif" border="0" alt="Laughing" title="Laughing" width="15" height="15" /> Benimkisi tamamen meraksal… </font>
</p>
]]>
</description>
</item>
<item>
<title>Sistemdeki hiyerarşi</title>
<link>http://panhaema.com/107</link>
<comments>http://panhaema.com/107#yorumlar</comments>
<pubDate>Sun, 01 Apr 2007 23:01:01 +0300</pubDate>
<description>
<![CDATA[<p>
Neredeyse sistem y&ouml;netimi kavramının ortaya &ccedil;ıktığı ilk g&uuml;nlerden beri, sistem y&ouml;neticileri y&ouml;nettikleri sistemlerde Tanrı gibi tezah&uuml;r etmek isterler. Ben, bunun nedeninin ego tatmininden daha farklı bir medyumla ilgisi olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum.   <br />
<br />
Sistem y&ouml;neticisi, profesyonel anlamda y&ouml;netilen sistemler i&ccedil;in, soyut bir kavramdır aynı zamanda. Varlığına inanmanızın yegane nedeni broadcast&#39;lerdir. Fakat inandığınız pek &ccedil;ok soyut kavramdan daha ger&ccedil;ek&ccedil;idir <img src="http://panhaema.com/emotions/smiley-smile.gif" border="0" alt="Smile" title="Smile" /><br />
<br />
Malum, bir sistemi kullanıcı bazlı ele alıp, demokrasiyle y&ouml;netmek; kullanıcı uzayından baktığınızda, bırakın <img src="http://panhaema.com/uploads/squid.jpg" border="0" alt="MSN ADV: Her fırsatta izlendiğiniz d&uuml;ş&uuml;ncesini hatırlatmak." title="MSN ADV: Her fırsatta izlendiğiniz d&uuml;ş&uuml;ncesini hatırlatmak." width="253" height="138" align="left" />sistem y&ouml;neticilerini, hi&ccedil;bir işletim sisteminin yanaşmadığı bir uygulama. Yani, X işleminin  bir <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Semaphore_%28programming%29" title="Semaphore (programming)">semafor</a>  &ccedil;ekmesi i&ccedil;in Y, Z ve Q işlemleri bir araya gelsinler ve X işlemiyle ilgili bir karar versinler (t&uuml;m semboller bir kullanıcıyı temsil ediyor). Semafor &ccedil;abasındaki &ouml;beklerin t&uuml;m&uuml;, kullanıcı uzayında işletilmek istenen kritik olmayan &ouml;bekler olsun. Normalde, &quot;ilk g&ouml;ren, g&ouml;t&uuml;r&uuml;r&quot; mantığı hakim olmalıydı... &Ccedil;eşitli algoritmalarla, kaynak erişimini kilitleyecek semaforun, sahibi olacak işleme, diğerlerinin basit&ccedil;e karar vermesini sağladığımızı varsayalım (kullanıcı/işlem oranı vs). Bunu yapmanın maliyeti, karar mekanizmasının işletilmesiyle ilgili kaynak kullanımı olacaktır. Bu iki se&ccedil;eneğe sahip olan, hi&ccedil;bir aklı başında programcı &quot;demokrasi&quot;yi se&ccedil;mez. Aksi takdirde, semafor kontrol s&uuml;re&ccedil;leri yavaşlar. Hatta &quot;feodal&quot; s&uuml;re&ccedil;lerle y&ouml;netilen kontrol mekanizması X işlemi i&ccedil;in, &quot;demokratik&quot; mekanizmadan daha hızlı sonu&ccedil; &uuml;retecektir. <br />
<br />
İşte bu nedenlerle, s&uuml;re&ccedil; adına karar veren mekanizmalarda genel olarak dikdat&ouml;rl&uuml;k s&ouml;z konusudur. Modern toplumun aksine, bir sistemin neden demokrasiyle y&ouml;netilemeyeceğine dair saatlerce konuşabilirim, o y&uuml;zden durmam lazım <img src="http://panhaema.com/emotions/smiley-laughing.gif" border="0" alt="Laughing" title="Laughing" /><br />
<br />
Kısaca; mikro s&uuml;re&ccedil;ler, makro olanlara karakter kazandırıyor. Bu nedenle bir sistemi y&ouml;netmek (eğitimli biri i&ccedil;in), o sistemin i&ccedil;indeyken &quot;feodal&quot; bir iştir. Haa, X plazadaki IT Manager&#39;ın amcası m&uuml;steşardır, orasını bilemem... Belki <a href="http://www-cs-faculty.stanford.edu/~knuth/" title=" Donald E. Knuth">Knuth</a>  (<sub><img src="http://www-cs-faculty.stanford.edu/~knuth/gaoduhnah.gif" border="0" alt=" " width="54" height="18" /></sub>)&#39;un uzmanlık alanıdır <img src="http://panhaema.com/emotions/smiley-laughing.gif" border="0" alt="Laughing" title="Laughing" /><br />
<br />
Vakt-i zamanında bir usta&#39;dan duymuştum: &quot;Nietzsche&#39;nin <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/%C3%9Cbermensch" title="&Uuml;bermensch">&Uuml;bermensch</a>  kavramını alın ve <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Master-slave_morality" title="Master-slave morality">efendi-k&ouml;le ahlakı</a>yla harmanlayalın. <strong>Intranet</strong>&#39;de pozisyonunuz ne olursa olsun, ahlak adına daha fazlasını bilmeniz gerekmiyor.&quot;
</p>
]]>
</description>
</item>
<item>
<title>Tıraş olurken ve sigara içerken bilgisayar virüslerini düşünmek</title>
<link>http://panhaema.com/106</link>
<comments>http://panhaema.com/106#yorumlar</comments>
<pubDate>Thu, 22 Mar 2007 22:36:41 +0300</pubDate>
<description>
<![CDATA[Aklı başında bir bireyin bunu yapması i&ccedil;in, sadece iki neden olabilir:<br />
<br />
1- Linux kullanmıyordur <img src="http://panhaema.com/emotions/smiley-laughing.gif" border="0" alt="Laughing" title="Laughing" /><br />
2- <a href="http://panhaema.com/uploads/nod32.jpg" title="Hardcore promosyon">&quot;Hardcore promosyon&quot;</a>lara marus kalmıştır...
]]>
</description>
</item>
<item>
<title>Kırılma Noktası</title>
<link>http://panhaema.com/105</link>
<comments>http://panhaema.com/105#yorumlar</comments>
<pubDate>Tue, 13 Mar 2007 15:38:07 +0300</pubDate>
<description>
<![CDATA[Aşağı yukarı 2001 ya da 2002 olması lazım. O d&ouml;nem, TV8&#39;de yayınlanan <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=netiket">Netiket</a> adlı bir programı takip ediyordum. Programı hazırlayan ve sunan <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=murat+aykul&amp;nr=y&amp;pt=murat+j+aykul">Murat J. Aykul</a>,
bu &uuml;lkede eşine az rastlanır tipte insanlardan biriydi. Yer yer
felsefeden, yer yer estetik kavramıyla &ouml;r&uuml;l&uuml;, major depresyon i&ccedil;eren
sitelerden ve &quot;underground&quot; materyallerden s&ouml;z ediyordu. Farklı bir
bakış a&ccedil;ısı vardı...<br />
<br />
<a href="http://www2.piratpartiet.se/international"><img src="http://panhaema.com/uploads/piratpartiet.jpg" border="0" alt="PIRATPARTIET" title="PIRATPARTIET" width="247" height="155" align="left" /></a>
Bir programda, japonca olduğu i&ccedil;in kolaylıkla anlaşılamayan, fakat
i&ccedil;erisinden fevkalade warez&#39;lerin &ccedil;ıktığı bir siteyi tanıtmıştı
(bilin&ccedil;li bir şekilde). Ve bu &uuml;lkede yaşayan insanların alım g&uuml;&ccedil;leri
ile, end&uuml;striyel programların fiyatları arasındaki u&ccedil;urumdan s&ouml;z etti.
&Ouml;zellikle yurt dışı yazılımlara odaklı bir tavırdı bu. Hatta BSA
yetkililerini davet edip bu konu hakkında konuşmak istediğini de
s&ouml;ylemişti, hafızam beni yanıltmıyorsa. <br />
<br />
Program bir s&uuml;re sonra, sessiz sedasız yayından kalktı... Tavrını a&ccedil;ık&ccedil;a ortaya koymasını takdir etmiştim.<br />
<br />
O g&uuml;nlerden bu g&uuml;ne, bu bağlamda neler yaşandığını aşağı yukarı
biliyoruz. Benim aklımda kalan en ciddi gelişme ise, 1 Ocak 2006&#39;dan
beri yaşamına devam eden ve siyasi parti titri taşıyan yegane &quot;korsan
parti&quot; olan <a href="http://www2.piratpartiet.se/international">Pirat partiet</a>&#39;in (Pirate party) s&ouml;ylemlerinin, giderek daha &ccedil;ok yankı buluyor olması oldu. <br />
<br />
Yazılım sekt&ouml;r&uuml;, fena halde emperyalist bir pazarla b&uuml;t&uuml;nleşik
gelişiyor. &Ouml;zellikle, tekelleşen yazılımlar bunu bize her fırsatta
g&ouml;steriyorlar. Kendini, &quot;standart&quot; haline getirip, sizi hapseden birka&ccedil;
yazılım var değil mi? Lisans maliyetlerinden hoşlanmasanız da g&ouml;z&uuml;
kapalı &ouml;deme yaptığınız... Bu, bir nebze kabul edilebilir olabiliyor
bazen değil mi? Zaten, bunun kabul edilebilir olduğunu sanmanızı
istiyorlar.<br />
<br />
&Ouml;zg&uuml;r yazılımların bu tekelleşmeyi kırıyor oldukları ger&ccedil;eği, her ge&ccedil;en
g&uuml;n daha &ccedil;ok insan tarafından dile getiriliyor olsa da vahim bir durum
var hala:<br />
<br />
Mevcut sistem hala, bir mimarlık &ouml;ğrencisinin, AutoCAD&#39;in lisans
&uuml;cretini nasıl karşılayacağı sorusunu yanıtlayamıyor. Ya da CMYK
paletini tam olarak işlemesi gereken ama Photoshop&#39;un lisansını
&ouml;deyemeyen bir grafikerin durumuna yardımcı olmuyor. Ya da bu t&uuml;r
ihtiya&ccedil;lara <strong>birebir</strong>
alternatifler getiremiyor. İşte kırılma noktası da burası. Kişi ya da
kurumların, BSA propagandalarına ortak olmadan &ouml;nce, durup d&uuml;ş&uuml;nmeleri
gereken nokta, tam olarak burası...
]]>
</description>
</item>
<item>
<title>Zeka, Ontoloji ve Savaş</title>
<link>http://panhaema.com/100</link>
<comments>http://panhaema.com/100#yorumlar</comments>
<pubDate>Sat, 24 Feb 2007 15:23:27 +0300</pubDate>
<description>
<![CDATA[<!--
@page { size: 8.5in 11in; margin: 0.79in }
P { margin-bottom: 0.08in }
-->
<p style="margin-bottom: 0in">
Tıpkı varlık bilincinin kompozit bir
zeka gerektirmesi gibi, bir şeyin canlı olduğunu kavrayabilmek
i&ccedil;in de bir takım mekaniklere ihtiya&ccedil; var. Duyular
işin g&ouml;zlem kısmını &uuml;stleniyor. Ve farkındaysanız,
g&ouml;rmeden, duymadan ya da dokunmadan bir şeyin canlı olduğunu
sadece kendi algı dağarcığınızda ya da kurgularınızda
kavrarsınız. Son zamanların meşhur, sentetik derili insanımsı
robotlarını bir d&uuml;ş&uuml;n&uuml;n. Uygun bir atmosferde
elbette hepimizi; en azından ş&uuml;pheye d&uuml;ş&uuml;rebilirdi,
değil mi? Doğa şartlarında bu t&uuml;r yanılsamalar pek sık
olmaz, hatta uzun s&uuml;reli bir yanılsama i&ccedil;in bireyin
sanrı g&ouml;rmesi gerekir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; canlılığının
ayrımını yapabilme yetisi, hayatta kalabilmek adına tehlikeli bir
s&uuml;re&ccedil;tir.
</p>
<p style="margin-bottom: 0in">
Felsefi a&ccedil;ıdan bakınca, canlı
cansız ayrımının bir &quot;ezber&quot; olduğunu da d&uuml;ş&uuml;nmek
m&uuml;mk&uuml;n elbette. Genetik bir histogram, pek &ccedil;ok
&ccedil;arpışan veriye yol a&ccedil;acaktır bu bağlamda. Aslında
işin teolojisini ve felsefesini, tartışmak isteyenlere bırakmak
niyetindeyim şu an. Ben daha berrak d&uuml;ş&uuml;nmeyi
planlıyorum:
</p>
<p style="margin-bottom: 0in">
B&uuml;t&uuml;n canlıların bir zeka
potansiyeli var. Ve bu potansiyele g&ouml;re piramidin en &uuml;st
kısmını oluşturan bizler, eşdeğer zekaların vuku bulmasına
&quot;hasbelkader&quot; vesile olmamız durumunda neden onlara değer
vermeliyiz?
</p>
<p style="margin-bottom: 0in">
Kısaca, varlık bilinci soyut bir
kavramdır. Ve bu bilinci ortaya koyabilen şey, her ne olursa olsun
değerlidir. Ontolojik anlamda neden bu gezegende olduğumuzu, neden
her sabah kalkıp işe gidecek kadar kendimizi meşgul etme
ihtiyacında olduğumuzu, verilere dayanarak izah
edebilen birini hen&uuml;z g&ouml;rmedim. Bir anlamda bizimle eşdeğer
olduğu ispatlanan bir zekanın bizim elimizden &ccedil;ıkması, bu
mistisizmi s&uuml;rekleyecek / devam ettirecektir diye d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum.
</p>
<p style="margin-bottom: 0in">
Tabi bu bağlamda ironik olan, semavi
&ouml;ğretilerde Tanrının, yarattıklarının t&uuml;m hak ve
&ouml;zg&uuml;rl&uuml;klerinin sahibi olmasıdır. B&ouml;yle bir
durumda, Tanrı rol&uuml;n&uuml; &uuml;stlenmemize rağmen,
yarattıklarımızı &ouml;zg&uuml;r bırakmamız ne anlama geliyor
olabilir? Sanırım kendi inan&ccedil;larımızla da hesaplaşmamız
gerekirdi. Hi&ccedil; kimsenin bunu yapacağını sanmıyorum.
</p>
<p style="margin-bottom: 0in">
Bu y&uuml;zden &quot;hasbelkader&quot;
b&ouml;yle bir yaratıma neden olursak, onlarla savaşacağız
sanırım...
</p>
]]>
</description>
</item>
<item>
<title>Tavuk Katili Kod</title>
<link>http://panhaema.com/95</link>
<comments>http://panhaema.com/95#yorumlar</comments>
<pubDate>Sat, 27 Jan 2007 18:44:25 +0300</pubDate>
<description>
<![CDATA[<img src="http://panhaema.com/uploads/ccode.gif" border="0" align="right" />
<pre>
/* Emits a 7-Hz tone for 10 seconds.
True story: 7 Hz is the resonant
frequency of a chicken's skull cavity.
This was determined empirically in
Australia, where a new factory
generating 7-Hz tones was located too
close to a chicken ranch: When the
factory started up, all the chickens
died.
Your PC may not be able to emit a 7-Hz tone. */
</pre>
<p>
<br />
<a href="http://ileriseviye.org/">FZ</a>'nin hatırlattığı "<a href="http://ileriseviye.org/blog/?p=692">tavuk katili kod</a>"un <a href="http://www.johnath.com/beep/">beep</a> ile gerçellenmesi: <font color="red">[1]</font><br />
<br />
<strong>$ beep -f 7  -l 10000</strong><br />
<br />
<strong>İzlenimler:</strong> Muhabbet kuşu pek etkilenmiş görünmüyor. Ama ilginçtir, <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Lepistes">lepistes</a>ler rahatsız oldular sanki. Duyabildiklerini bilmiyordum doğrusu...<br />
<br />
<strong>Sinopsis:</strong> İnsan beyninin, o anki aktivitesine göre, çeşitli <a href="http://peyote.com/jonstef/brain.htm">beyin-dalgaları</a> yaydığı <a href="http://www.ezilon.com/articles/articles/3576/1/Brain-Waves-and-Meditation">bilinir</a>. 7 hz Alpha ve Theta arasında bir yerde (aslında tam ortada, iki dalga aralığı için de referans teşkil ediyor). Theta dalgaları (3.5/4-7 hz), genellikle kreatif aktiviteleri temsil ediyor. Öğrenme, hafızanın kullanımı yada üretkenlik gibi. Alpha dalgalarının da (7 -12 hz/8-13 hz) tamamen farklı bir ruh halini temsil ettiğini söylemek güç. Theta benzeri bir odaklanma ve iç huzurun temsili söz konusu. Hatta yarı-meditatif bir hal...<br />
<br />
Şimdi, insan beyni için meditasyon halini işaret eden 7 hz'in, tavukları katletmesi (eğer Avusturalya'daki tavuklarda, diğer akrabalarından farklı olarak, bir modifikasyon yoksa) ilginç değil mi?<br />
<br />
Hele ki bazı "zen hali arayan topluluklar"ın bir araya geldiklerinde özellikle 7hz değerinde sesler üreten müzik aletleriyle meditasyon yapmaları (bu frekansın pozitif etkisi olduğuna inanıyorlar), gerçekten tavuklar açısından kaygılanmama yol açabilir<strong>di</strong>...<br />
<br />
<strong>-di</strong> çünkü 7 hz'in tavukları katletmek için tek başına bir yeterliliği yok. Tabi beraberinde zehirli gaz verirseniz bilemem...<br />
<br />
<strong>-di</strong> çünkü, bu tür hayvanların popülasyonları endüstriyel çiftliklerde kontrol altında tutuluyor, eceliyle ölenler popülasyonun çok küçük bir kesimini oluşturuyor. Doğal yaşayamamaları nedeniyle oluşan stresi azaltabilmek için kimyasallar veriliyor. <a href="http://www.wwf.org/">WWF</a> gibi oluşumlar, yok olma tehdidi altında olmadıkları için, bu türlerle ilgilenmiyor. Dolayısıyla ben de bu "şeylere" canlı muamelesi yapmakla, yapmamak arasında kalıyorum...<br />
<br />
Galiba, artık bu organizmalara "hayvan" gözüyle de bakmıyoruz. Bir üretim/tüketim metası oldular. Gıda sektörü gibi, "ne olsa yemeye çalışan" bir sektörü beslemek zor iş. Ama diğer taraftan, bunu insanlığa olan saygımızı sürdürebileceğimiz bir biçimde yapmamız en makulu olsa gerek. Böylece vicdanınız daha rahat olur, bakarsınız meditasyona da gerek kalmaz. Çünkü, bir insanın yeryüzünde onuruyla yaşaması, sahip olabileceği en relax karmayı ihtiva eder.<br />
<br />
<strong>Not:</strong> Bu da Tibet keşişlerinin eğitilmeye değer öğrenci bulmak için kullandığı bir kod. Tahammül edebilenler, başarılı sayılıyorlar:<br />
<br />
<strong>$ beep -f 6765  -l 10000</strong><br />
<br />
<strong>Not 2:</strong> Konuyla ilgili bir <a href="http://www.themeatrix.com/">adres</a>. <br />
<br />
<font color="red">[1] <a href="http://everything2.com/index.pl?node_id=1073503&lastnode_id=0">http://everything2.com/index.pl?node_id=1073503&lastnode_id=0</a></font>
</p>
]]>
</description>
</item>
</channel>
</rss>
