^dökümanlar ^arama ^hakkımda
Güncel Tarih: 04.07.2009 Saat: 04:19:17




| ^/dev/panrandom: Eternity... -- |

... "You should pay around $10 for a Mario hack. They have gotten more common in recent years as collectors have begun to tap foreign markets around Turkey and China. Yes, Turkey...for some reason there are a heck of a lot of Famicom pirates in Turkey."
Kaynak: http://www.famicomworld.com/Pirated/Mario_Six_PIR.htm
Ah, bir de şu iki emulatör var: http://fceultra.sourceforge.net/ , http://fms.komkon.org/iNES/ Linux altında Famicom/Nes için daha şık bir ikili olamaz. Meraklısına...
Bu da işin karanlık tarafı: http://www.getlofi.com/?p=674 |

Bir süredir Nintendo'nun dillere destan konsolu (ki Nintendo konsol dünyasının Apple'ı bana kalırsa), Wii çerçevesinde takip ettiğim bir topluluk var. Bu insanlar Homebrew (Ev yapımı) uygulamalar konsepti altında Wii üzerindeki açıkları kullanarak çeşitli yazılımların wii portlarını oluşturmaktalar ve hatta yer yer kendi yazılımlarını da geliştirmekteler. Nintendo ile ilgili fikirlerimi ve bir takım detayları vakt-i zamanında şurada paylaşmıştım. Beni tekrar konuyla ilgili yazmaya iten nokta ise bu topluluğun geliştiricilerin yararlandıkları pek çok kaynağın, özgür yazılım camiasının ortaya koyduğu ürünler olması. Ve bu topluluğun konsol habitatı ekseninde, sosyal anlamda oluşturduğu reflekslerle ilgili. Basitçe başlamak gerekirse, ortada iki taraf var. Nintendo ve diğerleri. Ortaya ürünü koyan ticari bir kuruluşsa ve "açık" bir iş modelini benimsememişse genelde şirket ve diğerleri şeklinde ayırmak hemen hemen her durum için kolay iken, burada durumu ilginçleştiren, eşine az rastlanır türden bir gövde gösterisi var... Wii'nin yapabileceği pek çok şeyin, hemen hemen hiç birini yapmıyor olmasıyla ilgili bir hikaye var ortada. Bu duruma bayağı canı sıkılan birkaç hacker önce Wii içerisinde kod çalıştırmaya izin veren bir açığı keşfederek. Wii'ye sızmayı başarıyorlar. Hızla yapılan ilk iş, temel bir platform oluşturmak (Homebrew Channel), sonrasında da yapılan tüm geliştirmelerin, kurulum/kullanım ve değişim süreçlerinin kurallarını koyan standartları geliştirmek olmuş. Haliyle Nintendo bu duruma hali/vakti/aklı (iş modelini düşünerek ortaya konan bir trio'dur) yerinde her şirketin yaklaşacağı şekilde yaklaştı. Önce söz konusu açığı yamadı ve bu açık kullanılarak yüklenen Home Brew Channel'in bir daha yüklenemeyecek olmasından emin olmaya çalıştı. Zira HBC'yi silmeye yönelik bir hamle geliştirmesi zordu çünkü, HBC sistemin her yerine ulaşabilen uygulamaları bünyesinde barındırıyordu. Bu tür bir girişimin sonucu muhtemelen konsolun soluğu teknik serviste almasıyla sonuçlanırdı... O günlerden bu günlere, tabiri caizse bir Nintendo vurdu bir de hacker'lar ![]() Nintendo bir türlü HBC kullanımını kesemedi, köşeye sıkıştırmaya yönelik her adımına anında tepki verildi. Geçtiğimiz günlerde San Francisco'da düzenlenen GDC (Game Developers Conference) 2009 da Wii'nin en son sistem versiyonu Satoru Iwata (Nintendo'nun başkanı) tarafından lanse edilmişti. Wii'nin hafıza problemlerine ![]() yönelik ciddi iyeleştirmelerin yapıldığı bu sürüm HBC için pek çok önlem içeriyordu. Hatta bu önlemlerin bir kısmı Kore'de yayınlanan bir ara sürüm ile test edilmişti. Evet, o sürümü sadece Kore gördü 4.0 sürüm numarasıyla yayınlanan sistem versiyonunun (bu sürümden önce Kore'de 3.5 yayınlanmıştı, dünyanın geri kalanı ise 3.4 sürümünden 4.0'a direkt geçtiler) yarattığı tüm olumsuzluklara (!) rağmen, duyurulmasından bir kaç saat sonra forumlardan software modded olan eski sistemlerin sağlıklı yükselebildiği haberleri gelmeye başladı. Sizce Nintendo buna göz mü yumdu?Hatta wii hacker'ları sürümü öylesine benimsediler ki artık yeni geliştirme tabanının ve hedef platformun 4.0 olması yönünde bir takım gelişmeler yaşandı ![]() Wii'ye dair en son gelişme ise, sahip olduğu usb portunu kullanarak, buraya takılacak herhangi bir depolama ünitesinden yedeklediğiniz oyunları (ne yani yedek alamaz mıyım?) oynayabilmeniz yönünde. Konu üzerine pek çok metafor ortaya konulabilecek olduğundan, pek çoğunu okuyucuya bırakarak, bir iki şey söylemek isterim. Bahsi geçen hikayenin DS/PS3/PSP/XBOX360 varyasyonlarını da başka yerlerden okumanız olası. Şimdi bir de olayın "iki tarafının" olmadığı bir konsol örneğini hatırlayalım: GP2X Hatırlayacağınız üzere, bu cihaz üzerinde geliştirme faliyetinde bulunmak ve "becerebildiğiniz" her şeyi yapmak tamamen serbest. Çoğu zaman bireysel olarak yapılan iyileştirmelerin, resmi sistem sürümlerinde yer bulmuş olması da bir o kadar ince bir nüans GP2X açısından. Hikayeleri bir kenara bırakıp işin teknik detaylarından da biraz bahsetmek isterim: HBC çerçevesinde geliştirilen her uygulamanın, SDK'sı devkitPRO (http://www.devkitpro.org/) Sadece Wii çerçevisinde değil aklınıza gelebilecek tüm popüler konsolların Home Brew temeli bu SDK'ya dayanmakta. Şöyle bir içine girdiğinizde GCC ekseninde toparlanmış, pek çok araç ve ana kodu başka projelerden fork etmiş pek çok kütüphaneler göreceksiniz. Özellikle Wii'yi HBC ile kullanan kullanıcılar için, Linux ve Linux uygulamaları oldukça tanıdık. Örneğin HD Video oynatma kapasitesi olmasına rağmen offical haliyle DVD filmleri bile oynatamayan Wii'nin Home Brew tarafında çözümü mplayer. Hatta mplayer kodlarını kullanarak kendi oynatıcılarını yazanlar da mevcut. Konunun lisanslar ve telif hakları bakımından felsefi tartışmalar çıkarmaya çok müsait olduğu çeşitli forumlardan görmek olası olsa da genel kanı açık kaynak felsefesinin iyi ki var olduğu yönünde ![]()
|

Uzun zaman olmuş yazmayalı... Geçen onca zaman, pek çok şeyi değiştirdi tabi. Hepsini yazmak uzun bir mesai gerektirirdi. Benden bir şekilde haber alamayan insanlar için de biraz bu paragraf. Ben iyiyim Bazılarınıza uzun zamandır ulaşmadım, farkındayım. Aynı zamanda hepinizin burayı takip ettiğini de biliyorum. Hepinizi seviyorum...2005 yılında bu alan adını aldığımda, teknoloji güncesi olarak nitelediğim bu şey ana erişimde iken, kurduğum firma bu siteye ait bir sub-domain den yayın yapıyordu. Firmanın neden/nasıl battığını anlatmama gerek kalmadı sanırım? O zamandan bu zamana neşemi pek kaybetmediğimi umuyorum. O zamandan bu zamana bir şeyi iyi kavradım, özümsemek zorunda kaldım ya da. Bu gezegen'de yaşayan herkesin, hepimizin; dostlarımızın, arkadaşlarımızın ve hatta düşmanlarımızın, belki de hayatta hiç olmadıkları kadar birbirlerine yaklaştıkları bir nokta var. Sonlarımız... Yaşarken bu ortak noktayı unutmamak gerek. Kim bilir belki de daha çok ortak nokta bulmamıza yardımcı olur bu paydayı akılda tutmak.Vasiyetimi yazıyor gibi girdim konuya ama zihnim fevkalade kaotik çalışmakta her zamanki gibi ![]() Konuyu değiştiriyorum hemen. Son bir nokta: Nisan ayında askere gidiyorum (aslında bunu yazmayıp, neden aramıyorsun diye sitem edenlere bahane yapacaktım ehehe). Şöyle aklımdaki bir kaç konuyu buraya not etmek istiyorum müsadenizle: Wii maceram hakkında ilk notlarım: Sistemin yapısından, kararlılığından genel olarak memnunum. Zira çok yoğun stres testleri uyguladığımı söylemem gerek. Yanlız bu aleti diğer konsollardan daha dikkatli kullanmak gerek. Aklınıza gelen ilk şey değil bunu yazarken düşündüğüm. Evet, remote ve nunchuk'ı tv'ye sokmak, tabloları ve vazoyu ziyan etmek mümkün. Fakat daha farklı bir şey var: Ellerinizin haketlerini, vücudunuzun ivmesiyle birlikte kullanıyorsunuz. Bu simülasyon sırasında beyin gerçekten garipleşebiliyor.Hareket eden uzuvlarınız, doğada davrandığı gibi davranıyor tam olarak. Remote'u gereğinden fazla sıkmak, nunchuk'ın yön kolunu kanırtmak vs gibi. Nintendo, ürün piyasaya çıkmadan önce bu durumun farkındaydı bana kalırsa. Açık söyleyeyim ben de sağlamlaştırmak adına en ufak bir adım dahi atmazdım kontrol ünitelerini Wii arızalarının % 90'i remote ve aparatları etrafında yoğunlaşıyor bu bağlamda. Bu arızaların tamamına yakını, benim tabirimle "istemsiz kullanıcı hatası". Bu tür arızalarda, hemen hemen hiç bir uluslararası garanti protokolü müşteri lehine cevap vermiyor. Çok zekice tasarlanan kontrol ünitesi, aynı zekilikle firmaya ekstra bir gelir sunuyor. Nedense bu konuyla ilgili kızamıyoruz Nintendo'ya, Wii kullanıcıları olarak. Ortaya konan şeyin keyfi daha ağır basıyor sanırım.Yanlız hemen hemen her profesyonel Wii kullanıcısının delirdiği bir nokta var ki, hakikaten anlamak güç Nintendo'yu. Öyle bir konsol yapacaksınız ki sınırları gökyüzüne bakmakla eşdeğer olacak. Sonra öyle bir yazılımla donatacaksınız ki bu sınırsızlığın yakınından bile geçmeyek. Yapılan güncellemelerin çoğu yersiz ve yapılan hack'leri örtüp, etkisiz bırakmaya yönelik olacak. Wii firmware'leri çok eksikler, donanımı efektif kullanmaktan oldukça uzaklar şu an. Tabi bu bakış açısı, konsola bir oyun aracı ya da daha fazlası olarak bakmakla da şekil değiştirebilir. Nintendo, lanse ederken "daha fazlası" diyordu... Firmware demişken akla gelne bir diğer konu da Homebrew Channel. Homebrew, wii'nin ilk oyunlarından olan The Legend of Zelda: Twilight Princess'deki bir açığı kullanarak yüklenmekte. Yüklenen kanal, wii'deki yazılımsal modifikasyonun beşiği olmakta. Ondan sonra yapamayacağınız çok az şey kalıyor. Linux boot etmek, mplayer ile dvd, divx vs izlemek (Nintendo offical olarak dvd izleme desteği sunmuyor hala ama planları varmış bu konuyla ilgili hihi) hatta backup oyunları oynamak (mod-chip olmaksızın) sadece bunlardan bir kaçı. Nintendo prensip sahibi, saygı gören ve bu saygıyı da hak eden bir firma genel olarak. Şimdi de size şunu anlatayım: Wii'nin babası konumunda olan GameCube konsolu için bir oyununuz var. wii'de pek tabi ki bu oyunu oynamanız mümkün ama bazı gereksinimler var. GC game pad'ine ihtiyacınız var. Bunu anlayabiliyorum. Ne de olsa tasarım, bu pad ekseninde şekiillendi. Ama bir de Game Cube hafıza kartuşuna ihtiyacınız var ki 2 gb sd kart taktığım, dahili hafızası 512 mb olan bir cihazın, o taş devrinden kalma kartuşu bulmazsan, save edemezsin demesi de tam bir hayal kırıklığı... Bir de usb 2.0 var wii'nin üzerinde. Hemen heveslenmeyin ama. Şimdilik sadece usb keyboard ve bazı oyunların özel aparatları için destek sunuyor. Ben, bir usb belleğe herhangi bir oyunu save edebilmeliyim diye düşünürken, wii oyunları sd karta ve yerleşik hafızaya, gc oyunları ise sadece gc kartuşlarına save edilebilmekte. Bakış açısı farkının nedeni, remote'un sağlamlığı ile ilgili hikayeyle aynı.wii'nin firmware'lerle ilgili acilen bi şeyler yapması ve homebrew sevenleri pek sıkıştırmaması lazım bana kalırsa. Nintendo Türkiye tarafı Wii'nin mevcut sistemi konusunda henüz etkin değil. Konsol üzerinden alışveriş yapmak ve sunulan servisleri kullanmak için başka ülkelerden internete çıkıyormuşsunuz gibi davranmanız gerekiyor. Nintendo Club gibi hem web arayüzü olan, hem de wii ile senkronize olan servislerden bahsetmiyorum bile... Türkiye'de satılan konsollar için (PAL), UK iyi bir seçenek mesela. Gönül ister ki Türkiye'de de bu servisler aktif olsun. Bu durumun bir dezavantajı da online oyun oynama sevisi olan, Nintendo Wi-Fi'da karşımıza çıkıyor. Bazı oyunlarda karşılıklı oyun oynayacak kullanıcı bulmak mümkün olmuyor. Lag durumumuza uygun bir ülke seçmediğimiz için ya da seçtiğimiz ülkeden oldukça uzak olduğumuz için. Bir de wii'nin wireless'ının modem beğenmeme durumu var ki sırf bu yüzden tüm sisteminiz wpa2-psk ile çalışmaya hazırken, wii wpa2-psk kullanan access point'e bağlanamadığı için, wpa-psk kullanmak zorunda kalabilirsiniz. Nintendo destek sitesinde gayet güzel anlatıyor: "Bazı modemlerle uyuşamıyoruz" diye... Wii alacaklara / internete bağlayacaklara duyurulur... Tüm bunlara rağmen super mario galaxy, hard-core bir oyucu olarak kendini tanımlayan biri olarak şu yaşıma kadar (26) hayatımda gördüğüm en muhteşem oyun... ![]() LighScribe teknolojisini bilmeyen yoktur herhalde. CD/DVD etiketleme konusunda bu alanda pek duyulmayan teknolojinin adı ise LabelFlash. LightScribe'den farkı ise kullandığı medya (ki bulmak pek kolay değil) ve medyayı şekillendiriş biçimi. Medyanın önyüzünü hani şu microsoft'un işletim sistemi disklerindeki gibi hologram görünümünde şekillendiriyor. İşin asıl eğlenceli yanı: labelflash desteği olan her yazıcı da aynı zamanda DiscT@2 adında bir şekillendirme sistemi daha olması. Bu da dvd'nin (evet sadece dvd / eskiden cd'leri de şekillendirebiliyormuşuz ama zaman geçtikçe cd'ler ucuzlamış ~ kar ettirmeyen teknoloji patlıcandır...) veri kısmını şekillendirmenize fırsat veriyor.LablFlash'la tanışmam harici (usb) bir NEC 7633A ile oldu. Bu süreçte, 1 TB büyüklüğünde seagate freeagent ve EEE 1000H de edindim. Freeagent için, söylenebilecek pek bir şey yok. Şık bir cihaz ve işini yapıyor. EEE PC tarafında çok mutluyum. Beklentilerimin üstünde bir cihaz... ![]() Son olarak programlama: Python maceramda, şu sıra yeni gözdem pygame. 1 saatlik bir önbilgi ile neredeyse ufak bir oyun yazdım bile! pygame sadece oyun programlama için değil, kısa yoldan simülasyon yaratmak ve veri görselleştirmek için de çok faydalı bana kalırsa.Şimdilik bu kadar sevgili günlük, tekrar görüşmek üzere... |

Özellikle koşmak gibi konsantrasyon ve enerjiyi doğru kullanmayı gerektiren yorucu bir sporla uğraşmaya başladıysanız, spor yaparken müzik dinlemek, aktivite stratejisi kurmayı ve bu stratejiyi uygulamayı kolaylaştırıyor. İşin özü konsantrasyon aslına bakarsanız. Müzik dinlemek için cep telefonumdan faydalanıyorum genellikle. Yaklaşık 1000 şarkı var içerisinde ve aygıt bu şarkıları “rastgele” yürütmeye ayarlanmış durumda. Buraya kadar her şey normal. Peki ya problem? Açıkçası açıklayabileceğimden bile emin değilim… Bu şarkılar içerisinden bazılarını, her gün en az bir saat müzik dinleyen biri olarak, hiç duymadım. Buna karşın bazı şarkıları her gün en az bir kere dinliyorum. Telefonumun mp3 programında herhangi bir derecelendirme söz konusu değil. Bu durumu fark ettiğimden beri, başlangıç şarkısını hiç dinlemediğim parçalar arasından seçsem de durum değişmiyor. Sonrasında mutlaka her gün duyduğum bir şarkı karşıma çıkıyor. Hatta aynı şarkı ilerleyen listenin devamında 1-2 kere daha karşıma çıkıyor. Her seferinde 1000’de 1 olan aynı parçaya denk gelme ihtimali nasıl oluyor da bu kadar sık karşıma çıkıyor? Şans oyunlarına yönelmeli miyim? Tabi ki hayır. Rastlantı ve Kaos: Mp3 çalarlarda ve daha bir çok basit rastsal sayı üreteci içeren cihazda kullanılan rastsal sayı üreteçleri, aslında o kadar rastsal değiller. Sadece rastgeleymiş izlenimi kazandırmaya çalışıyorlar... [Ayrıntıları araştırmak istiyorum derseniz, böyle buyurun] Aslında rastgele olma durumu, o an ölçemediğiniz parametrelerle ilintili. Kimimiz buna şans diyoruz. Fakat düzensizliğin düzeni Kaos ise Higgs parçacığı gibi. İlahi bir güce bağlamak istiyor insan. Neden-sonuç ilişkisi ekseninde yaşadığımız hayatların, bu isteğe katkısı büyük sanırım. Stephen Hawking, evrenin başlangıcını ararken; ben de mp3 çalarımdaki 1000 şarkı arasından, rastgele moduna rağmen, sıklıkla arka arkaya çalan aynı şarkının nedenini arıyorum… Pseudo Random durumuna rağmen, bu sayının bu şarkıya denk gelmesini bana bilim çerçevesinde kimse izah edemez tabi. Ortada ilahi bir kara mizah var. Her kim buna neden oluyorsa, iyi espriden anlıyor olduğunu söyleyebilirim… Hangi şarkı mı? Söylemeyeceğim… |

| Catharsis diye bir kavram var. Farklı farklı yorumları olsa da defacto tanım, soyutlanmak ve ulaşılamaz olmak ekseninde şekilleniyor. Kimse bu kadar mükemmel değil elbette. Zaten kavram, ortaya konan yaratımlarla ilgili. Bir öyle bir böyle sosyalleşirken farkettim ki insanlar bir aradayken bazen ifade zorlukları çekiyorlar. Eş-dost'la bir araya geldiğinizde amaç genellikle, hep beraber eğlenceli bir şeylere kanalize olmak ya da bir konu uğruna birarada olmak olunca, ifade problemleri pek aleni olmuyor belki de. Bahsettiğim şey iki kelimeyi bir araya getirememe problemi değil dikkat ederseniz. Benim algıladığım gibi misin? Sorusunun yanıtıyla ilgili daha çok. Her insanın incilerini dökme yeteneği, karakteriyle ilintili olsa da hiç değişmeyen bir şey var: "Ben aslında çok özelim" sendromu. Modern Dünya'da kültler oluşturmaktan daha acı bir durum daha var: Bunun farkında olamamak... Catharsis'e göre, yaratı kendini tanımlamıyor. Yarattığı patetik etki ona bu konumu kazandırıyor. Lacrimosa'yı catharsis yapan şeyle, Michelle'i ahmak yapan şey arasındaki çok ince ayrım bu işte... Estetik felsefesiyle, gerçek dünyayı nasıl da ölçekledim. Çok sert bağlantılar kurdum yine... Ben aslında çok özelim... HAHAHAHAHAHAH |

#!/bin/sh wget -qO - http://www.lastfm.com.tr/music/+free/ > lasttxt cat lasttxt | grep "http://freedownloads.last.fm/download" | cut -d'"' -f6 > lastlist; rm lasttxt wget -nc -c -i lastlist; rm lastlist |

|

Tut ellerimi, sakın bırakma
Aşkın için yaşıyorum, bir ömür daha bekletme beni
Benim senden dönüşüm yok… Mazur gör beni
Küllerimi rüzgarlarla savur |

♣ İskambil destelerinden kaleler yaptım… ♣ Televizyondaki uzun burunlu adamın söylediği gibi: “Dudaktan kalbe bir busedir aşk”… ♣ Umarım öbür taraftan burada olan bitenleri izleyebilirim. Hım… İzlemesem daha mı iyi olur acaba… ♣ Bir sonraki hayatıma uçabilen bir böcek olarak uyanmak istiyorum. Evimin olduğu sokağın yollarında uçmak, çiçeklerini daha yakından görebilmek, yolun ızgaralarından karanlık ve fantastik labirentlere dalmak istiyorum… Arkamda bıraktığım insanları izlerim belki de. Yeniden doğmuş bir böceğin psikolojik çözülmeleri… ♣ Kontrolün sende olmadığı bir hayat, aslında sana ait değildir. Sen aslında hiç yaşamadın… ♣ Keşke bir kedim olsaydı… ♣ Kanoları oldum olası güvensiz bulmuşumdur zaten… ♣ Gerekenden fazla muhasebe yaptım hep, yaşadım işte…
Tamamen soyut bir uçak yolculuğu neticesinde, Atlantis’i keşfettim… Fakat o kahrolası antik yazarların, şarapla bulanmış kafalarında oluşturdukları ütopyadan eser bile yoktu… Sonu olmayan bir çöle düştüm… Sanrılarla boğuşuyorum… Size söylüyorum; neolitik devrimden habersiz, kapitali “yaşam” sanan ve hayatında gördüğü en fantastik yerin, bir ay önce arka sokakta açılan alışveriş merkezi olduğunu düşünenler: Issız bir yere düştüğünüzde, yanınıza alacağınız her şey sadece sudan ibaret olmalı. Sadece su… "Ve Rab gördü ki, yeryüzünde adamın kötülüğü çoktu, ve her gün yüreğinin düşünceleri ve kuruntuları ancak kötü idi ve Rab dedi, Yaratığım adamı ve hayvanları, sürünenleri ve göklerin kuşlarını toprağın yüzü üzerinden sileceğim, çünkü onları yaptığıma pişman oldum.”
Eski Ahit, Tekvin Bap 6
Derken alarm çalmaya başlar… Ruh bir rüyadan uyanır. Adı hayat olan başka bir rüyaya dalar… Güneş doğar, gölgeler küçülmeye başlar. Kalp sevgilinin sıcaklığını duyar ve konuşur: O da uyandı… Seni hissediyor... Seni düşünüyor... Seni özlüyor… İnsan sevgi için var. Ruh eşini bulmak ve onu sevmek kadar mutluluk veren bir şey daha yok yeryüzünde… Aşk üzerine yazılanların ne kadar öznel olduğunu anlıyor insan, aşık olunca… Çünkü her aşk kendi hikayesini yazıyor…
"Dünya ve kumlar yanıyor. Yüzünüzü yanan kumlara ve yolların toprağına dayayın. Çünkü aşk ile yaratılmış herkes bunun izini yüzünde taşımalı ve bu yara görülmeli. Bırakın kalbinizin yarası görülsün, çünkü sevgi yolunda yürüyenler bu yaralarından tanınırlar." Hz. Muhammed
Derken tekrar alarm çalmaya başlıyor, ürküyorum… Uçsuz bucaksız Atlantis çölüne döndüm, uçağımın düştüğü çöle… Susuzluk… Düş içindeki düş… Hatta o düşün de içindeki düş… Geliyor… “Sevgi sabırlı ve sevecendir; sevgi kıskanç kibirli yada gururlu değildir; sevgi hasta yapılı; egoist yada rahatsız edici değildir; sevgi; yanlışların hesabını tutmaz; sevgi şeytanla mutlu değil, gerçekle mutludur. Sevgi asla vazgeçmez; inancı, umudu ve sabrı asla başarısızlığa düşmez. Sevgi; başı ve sonu olmayan bir şeydir... İnanç, umut ve sevgi. İşte bu üçü önemlidir. Ama en büyükleri sevgidir.” Hz. İsa |
