^dökümanlar ^arama ^hakkımda
Güncel Tarih: 12.05.2008 Saat: 10:29:57




| ^/dev/panrandom: Kendimi pek iyi hissetmiyorum :( -- |
Tut ellerimi, sakın bırakma
Aşkın için yaşıyorum, bir ömür daha bekletme beni
Benim senden dönüşüm yok… Mazur gör beni
Küllerimi rüzgarlarla savur |

♣ İskambil destelerinden kaleler yaptım… ♣ Televizyondaki uzun burunlu adamın söylediği gibi: “Dudaktan kalbe bir busedir aşk”… ♣ Umarım öbür taraftan burada olan bitenleri izleyebilirim. Hım… İzlemesem daha mı iyi olur acaba… ♣ Bir sonraki hayatıma uçabilen bir böcek olarak uyanmak istiyorum. Evimin olduğu sokağın yollarında uçmak, çiçeklerini daha yakından görebilmek, yolun ızgaralarından karanlık ve fantastik labirentlere dalmak istiyorum… Arkamda bıraktığım insanları izlerim belki de. Yeniden doğmuş bir böceğin psikolojik çözülmeleri… ♣ Kontrolün sende olmadığı bir hayat, aslında sana ait değildir. Sen aslında hiç yaşamadın… ♣ Keşke bir kedim olsaydı… ♣ Kanoları oldum olası güvensiz bulmuşumdur zaten… ♣ Gerekenden fazla muhasebe yaptım hep, yaşadım işte…
Tamamen soyut bir uçak yolculuğu neticesinde, Atlantis’i keşfettim… Fakat o kahrolası antik yazarların, şarapla bulanmış kafalarında oluşturdukları ütopyadan eser bile yoktu… Sonu olmayan bir çöle düştüm… Sanrılarla boğuşuyorum… Size söylüyorum; neolitik devrimden habersiz, kapitali “yaşam” sanan ve hayatında gördüğü en fantastik yerin, bir ay önce arka sokakta açılan alışveriş merkezi olduğunu düşünenler: Issız bir yere düştüğünüzde, yanınıza alacağınız her şey sadece sudan ibaret olmalı. Sadece su… "Ve Rab gördü ki, yeryüzünde adamın kötülüğü çoktu, ve her gün yüreğinin düşünceleri ve kuruntuları ancak kötü idi ve Rab dedi, Yaratığım adamı ve hayvanları, sürünenleri ve göklerin kuşlarını toprağın yüzü üzerinden sileceğim, çünkü onları yaptığıma pişman oldum.”
Eski Ahit, Tekvin Bap 6
Derken alarm çalmaya başlar… Ruh bir rüyadan uyanır. Adı hayat olan başka bir rüyaya dalar… Güneş doğar, gölgeler küçülmeye başlar. Kalp sevgilinin sıcaklığını duyar ve konuşur: O da uyandı… Seni hissediyor... Seni düşünüyor... Seni özlüyor… İnsan sevgi için var. Ruh eşini bulmak ve onu sevmek kadar mutluluk veren bir şey daha yok yeryüzünde… Aşk üzerine yazılanların ne kadar öznel olduğunu anlıyor insan, aşık olunca… Çünkü her aşk kendi hikayesini yazıyor…
"Dünya ve kumlar yanıyor. Yüzünüzü yanan kumlara ve yolların toprağına dayayın. Çünkü aşk ile yaratılmış herkes bunun izini yüzünde taşımalı ve bu yara görülmeli. Bırakın kalbinizin yarası görülsün, çünkü sevgi yolunda yürüyenler bu yaralarından tanınırlar." Hz. Muhammed
Derken tekrar alarm çalmaya başlıyor, ürküyorum… Uçsuz bucaksız Atlantis çölüne döndüm, uçağımın düştüğü çöle… Susuzluk… Düş içindeki düş… Hatta o düşün de içindeki düş… Geliyor… “Sevgi sabırlı ve sevecendir; sevgi kıskanç kibirli yada gururlu değildir; sevgi hasta yapılı; egoist yada rahatsız edici değildir; sevgi; yanlışların hesabını tutmaz; sevgi şeytanla mutlu değil, gerçekle mutludur. Sevgi asla vazgeçmez; inancı, umudu ve sabrı asla başarısızlığa düşmez. Sevgi; başı ve sonu olmayan bir şeydir... İnanç, umut ve sevgi. İşte bu üçü önemlidir. Ama en büyükleri sevgidir.” Hz. İsa |

Evet, bir Pazar girdisi daha şiddetli hava muhalefeti ve Machinae Supremacy – Erecta my hamburger baby eşliğinde başlıyor…
Machinae Supremacy. Biraz bahsetmezsem, haksızlık olur. Kendileri, şarkının titrinden de anlaşılabileceği üzere, Sidstation synthesizer hastası arkadaşlar. Commodore denince akla gelen ilk detaylardan biri olsa gerek SID. Efsanevi bir şey; hala daha çözebilmiş değilim, acaba sadece retro bir özlem mi? Yoksa zamanın ötesinde elektronik bir yaklaşım mı? Sanırım cevabı olmayan sorulardan bunlar… Machinae Supremacy, SID Metal olarak müzik literatürüne geçen bir türün öncülerinden. Bu ülkede de SID ile ilgilenen bir sürü insan var…
Sanırım sonunda kendi mobil mucizemi buldum. Eee pc’nin 2G Surf modelini özlemle bekliyorum. Bu ayın sonuna doğru ülkemizde de satışa çıkması bekleniyor. Çok hoş ve ince düşünülmüş ayrıntıları okumayı size bırakıyorum. Solid-state denildi mi kopuyorum ben zaten, sinirlerim bozuluyor bir anda
Eee pc’nin pazar başarısı önümüzdeki günlerde daha net incelenebilir olacak. Ama şimdiden görünen o ki, Linux sempatizanlarını ve kullanıcılarını kendinden geçirmiş durumda. Aslında bu ASUS’un ilk denemesi değil bu bağlamda. P5E3 isimli modellerinde splashtop ve matchbox kullanılarak, bilgisayar açıldıktan 5 sn sonra internete girmek, skype kullanmak v.s. mümkün hale gelmişti. Eee pc ve P5E3… Amiyane tabiriyle deliler gibi satıyor… Bu arada Eee pc Xandros temelli bir sistemle geliyormuş, öntanımlı olarak.
Tabi Eee pc’nin hedef kitlelerinden biri de Linux kullanıcıları olunca, iş software hacking de kalmıyor, hardware hacking yapılıyor. GPS, Bluetooth, N Draft, FM falan…
“Ayyy! Ne güzel… ASUS’da özgür yazılımları destekliyor” şeklinde yaklaşanlar için, desteğin doğrudan değil dolaylı olduğunu vurgulamak adına bir anekdot vereyim: Model bazlı olarak, gelişmekte olan bazı ülkelere ihraç ettikleri Eee pc'lerde, RAM yükseltilmesini engellemek adına, RAM’i slota lehimliyorlarmış… Farklı farklı yerlerden okudum bunu, komik geldi açıkçası… 3. Dünya ülkelerinin üst sıralarında yer almayı sindirmek yetmiyor bazen. Yer yer havya da yokmuş gibi davranmak gerekiyor anlaşılan…
Deus ex machina [1] (deus ex māchinā, çoğulu deī ex māchinīs); bir kurgu veya drama da beklenmedik, yapay veya imkansız bir karakter, alet veya olayın senaryo akışı içinde beklenmedik bir yerde aniden ortaya çıkması, örneğin anlatıcının bir anda uyanıp her şeyin rüya olduğunu anlaması veya aniden ortaya çıkan bir meleğin sorunları çözmesi için kullanılan Latince kalıp. Birebir çevirisi "makineden tanrı" olup, antik Yunan tiyatrosunda bir tanrıyı canlandıran karakterin bir vinç (machina) yardımıyla yukardan indirilmesi anlamında kullanılmaktaydı. |

Ruhum kaldırımlardan, sendeleyip düşerken yola,
Bulut yağmura küsmüş, varsın yağmur yağmasın, Şimşekler rüzgarlarla, yağmurlar bulutlarla, güneş ayla kavgalı...
Gökyüzü denizlerinde süzülen kayıklar görüyorum, sessizce salınırken semaya, sakin tınılar duyuyorum... Güneş doğuyor... İkarus'un tutkusu akla girmesin bir kere; yavaş yavaş eriyorum... De facto düşlerin, maksimum düzensizliğe özlemi: Aşk...
|

Son savaştan sonra döndüğüm yeri, evimi tanımakta zorluk çekerken... Uzun zamandır görmediğim insanların, daha ilk karşılaşmada bana dair kaybolan ne varsa yüzüme vurmalarına alışmaya çalışırken, prensesimin mahzene kapatıldığını fısıldadı titrek bir ses... Oysaki bir daha savaşmayı düşünmüyordum. Kazandığım her zaferin tecrubesini, bilgeliğe dönüştürme çabasında olacak ve huzur için dua edecektim. Bunu uzun uzun düşünmüştüm savaş sırasında: "Bu sefer de diri çıkmayı başarabilirsem, evet, bu sefer de kurtulabilecek kadar şanslıysam; bir ömür boyu yanlızca huzur için dua edeceğim!". En azından denemiştim... O titrek sesten sonra hissedebildiğim tek şey, içimdeki korun yavaş yavaş alev almasıydı. İçimdeki nefret, ızdırabımla birleşiyor; öfkem gözlerimle yer değiştiriyordu. Karışan ruhum, o koru alev alev yanana kadar besledi. Bazıları için aptalca bir cesaret gösterisidir, bir şatoya tek başına saldırmak. Aslında benim için de öyleydi. Ta ki hayallerim benden alınana kadar... Ejderhalardan korkardım. Küçükken hikayeleriyle beslenen her çocuk gibi. Hem de çok korkardım... Ama artık bir anlamı yok. Kalbim bütün bedenimi yakıyor! Ben zaten yanıyorum, ejderhalar kimin umrunda? Alevlerin içinden geçtim. Yanmadan. Acı çekmeden. Vücuduma defalarca hançerler sokuldu, kılıçlar defalarca kesti. Hissedemedim. Çünkü daha büyük acılar içerisindeydim... Korkuyu unuttuğumu sanıyordum... Tekrar hatırladım: Kaybetme ihtimali... "Seni senden uzak savaşırken bile kaybetmedim" diyordum kendi kendime. "Senin için savaşırken bu asla olmaz!"... Gerekirse senin için kendimden de vazgeçerim. Ama senden asla... |

Olmadı böyle diye bir ses yükselirken...
Terk eyleme isteği dile gelir. Mekan durur, zaman durur... Nefes verilir ama geri alınamaz. Nefes, ruhatan, ruh da bedenden kayıp gider... Bu yaşta ölmek, beklenmedik bir şeydi... Kalp isyan eder: "Ölmedin, terk edildin sadece!" Keşke ölseydim der ruh: "Ölseydim de bir hayat bağladığım nefesi keybetmeseydim. Keşke, sussaydım da dile gelmeseydim. Keşke ben bu değilim demeseydim..." Ruh kaybolur karanlıkta, nefes zaten yoktur artık. Bir ruh kaybolmuş çok mu? Yaşamın ızdırabı toprakta son bulmuş, garip mi? Nefes zaten yorgundu ciğerlerde kavrulmaktan, değil mi? Beden soğur, ruh uzaklaşır...
Çanlar beden için çalmaktadır... Usulca fısıldanır: "Senin de ölmeden mezara girme vaktindir..." Nefes küsmüş, ruh küsmüş, kalp küsmüş. Beden cenneti neylesin... |

Aşk geldi...
Havadaki kasvet biraz da benden. Ruhun esareti gönüllü ama; yar'a ulaşamama korkusu var. Ruhu kaybetme korkusu var. Şu koskoca alemde yanlız bir kul olma korkusu var. Gözlerinden akan yaşları silememe korkusu var... Nicesi, sana yaklaşıp, seninle ölememe korkusu var...
Nefeslerim sayılı, adımlarım azalıyor olsa da; gözlerinde ölümsüzleşse de yaşam, damarlarımdan sen akıyor olsan da, tenim titriyor yokluğunda. Düşüncelerim solarken alabildiğine, aldığım nefesler intihar naraları atıyor ciğerlerimde...
Mevsimsiz düşen yapraklar gibi, ansızın ruhum düşüyor bedenimden; hayat duruyor artık...
Bahçelerim, çiçeksiz sensiz; sevince sevdam, susunca kalbim yansa da, ben bende değilim sensiz... Hayallerden sual olunmazmış ki; gel artık, sadece ben değil, bahçemdeki vişne ağaçları da sensiz... |

Bakış açısı kadar önemli bir şey daha yok şu yaşamda. Öyle bir bakarsınız ki hayata, her şey bir oyundan ibaret oluverir. Ya da öyle bir bakarsınız ki yaşadığınız her an, beyninizdeki depremlerden ibaret olur... Kim aksini kanıtlayabilir ki kollektif bir sanrının: Bilen olduğunu sanmak, ahlaklı olduğunu sanmak, modern olduğunu sanmak, inanan olduğunu sanmak, ırk olduğunu sanmak, devlet olduğunu sanmak. Ve daha bir sürü şeyi sanmak... Tamamen kollektif bir bakış açısının portresi değil mi sizce? Daha da acısı; kollektif zekanın, fevkalade geri zekalı olduğunu düşündürmez mi kimseye? Hayattaki yeriniz, hayata bakışınızla ilgili. Öyle bir bakarsınız ki hayata, yıllar sonra gerçekleşecek sosyal evrimleri bugünden yaşarsınız. Öyle bir bakarsınız ki toplum, sürüdür; ayrılmaya başlarsınız... Öyle bir bakarsınız ki yaşamın kendisi sanal bir şeydir zaten, sadece internetin kendisi değildir "sanal alem"... 'Nedensellikle açıklayamayacağı şeyler için, aptalca tabulara itilmeyi hazmedemeyenlerdir yaşayanlar' der bir ses. Kopmaya başlarsınız sürüden... |

Çok nadir oluyor böyle şeyler bu gezegende: Özgürlük isteyen budist rahipler sessizce yürüyorlar... Derken, vurulmaya başlıyorlar. Sonra Burma'da rejim sarsılmaya başlıyor. Dünya'nın çeşitli yerlerinden insanlar Burma'nın özgürlüğü için çaba göstermeye başlıyorlar (http://www.freeburma.org/).
|

Lina, bugün beni tonla iş/zaman/para'dan kurtaran fevkalade bir platform! Linux uygulamalarınızı, Windows ve MacOS altında çalıştırabilmek için ilahi bir yol; bir tür enel hak motivasyonu... Şiddetle incelenesi ve feyz alınası bir şey! Şu saatte bütün günün işini bitirebilme yetisi aynı zamanda ahahahaaa... |
